|
17 Ağustos gecesi
yaşadığımız depremi, kaybettiğimiz canlarımızı, bu felaketin
ülkemize olan manevi ve maddi yıkımını konu etmeyeceğim. O konularla
yetkili ve bilgili kişiler gerekli çalışmaları yapacaklar. Ben, bu
felaketin öncesi ve sonrası beni ve pek çok kişiyi delirten olayları
eleştireceğim.
Neler mi delirtiyor beni?
***
TV kanalları ve aynı yayın kuruşluna bağlı yazılı basın, söz birliği
içinde suçlu arıyorlar ve şimdilik buldular. MÜTEAHHİTLER. Basın
kuruluşları, aslında kendi suçların saklamak için bir suçlu
bulmaları gerektiğinden böylesine saldırganlar. Ulusal kanallarımız
artmaya başladığında ”Rekabet kaliteyi arttıracak. Tek kanallı
TRT’den sonra daha nitelikli kanallarımız olacak” diye pek
sevinmiştik. Ama çoğalan TV kanalları kaliteyi değil, paparazi-
televole gibi kalitesiz ve eğitime hiçbir katkısı olmayan,
niteliksiz avanenin reklamının yapıldığı programlar ile bu
programların ağırlıklı olarak yer aldığı gazete ve dergiler
dayattılar halka. Haber programları reyting uğruna magazin
haberlerine döndürüldü. Saniyesi milyarlarla hesaplanan televizyonun
haber kuşaklarında, gerçek haberler çoğu zaman hiç yer bulmazken,
aynı haber kuşağında falan şarkıcının silikonları, filan şarkıcının
kedisi ve bir diğerinin bilmem kaçıncı sevgilisiyle yakalanışı
dakikalarca halka gösterildi. Oysa ki benim TV’den beklediğim ve
halkın gereksinimi bambaşka şeylerdi. Depremlerde ilk yapılacaklar,
Yangında ilk yapılacaklar, İlk yardımın temel teknikleri, temel
trafik kuralları, tüketici hakları gibi pek çok konuda hazırlanan
spot haberlerin dönüşümlü olarak, durmadan tekrarlanması gibi.
Şarkıcı, artist, manken avanesinin yaptıklarını, aşklarını,
donlarının renklerini öğreteceklerine, keşke bu gibi bilgiler
öğretselerdi halka. Böylece bilinçlenen halk, panikte ve çaresiz
olmazdı. Şimdi TV kanallarının ve aynı yayın kuruluşlarına bağlı
yazılı basının tek ağızdan ahkam kesmeleri, bilmiş bilmiş
konuşmaları delirtiyor beni.
***
Evet, kalitesiz inşaat yapanlar suçlu. Ama bu inşaatların planların
yapan, kullanılacak malzemenin kalite ve miktarını hesaplayan,
belirlenen malzemenin kullanılıp- kullanılmadığını kontrol eden,
mimar, mühendis ve kontrol mühendislerini niçin unutuyoruz? Bu
inşaatlara izin veren belediyelere ne demeli? Ben bunca zamadır
duymadım, bilen varsa söylesin. Hangi gelişmiş ülkede müteahhitlik
yapmak bakkal dükkanı açmaktan daha kolaydır? Ülkemizde eğitim
gerekmeyen mesleklerden birisi de müteahhitlik. Hiçbir meslekte
tutunamamış, bakkal dükkanı açacak kadar bile ekonomik gücü olmayan
kişiler, müteahhit oldu bu ülkede. Bir arsayı kat karşılığı
anlaşmasıyla parasız alıp, projeyi halka göstererek yapılmamış
evleri satıp, topladıkları parayla inşaat yapan gözü açıklar sardı
memleketi. Hiçbir hükümet ya da devlet yetkilisi gidişe dur demek
gerektiğini görmedi, ya da gördüğü halde söylemedi. Gerekli yasal
düzenlemelerle bu sektör denetim altına alınmadı.
***
35 yıldır siyaset sahnesinde olan, şimdi devletin zirvesindeki
“Fırat kıyısında birinin kuzusu kaybolursa, beni bulsun” deyen
mühendis cumbabamız, 19 Ağustos Perşembe gecesi Star TV nin haber
programında, sitem eden yüreği yanık vatandaşa verdiği yanıt çok
çarpıcıydı. “Allah’la pazarlık mı ettik?” diyordu öfkeli bir
suratla. Hemen hemen yaşım kadar devletin zirvesinde olup, yaşama
hakkımız ilgilendiren böylesine hizmetleri hep görmezden gelen,
seçimleri kazanabilmek için vaat ettiklerinden biri de imar affı
olan ve iktidarda iken üç kez imar affı çıkaran deneyimli
politikacımız, cumbabamız gibi sıkışınca, söyleyecek sözü
olmadığında kararan bu ve bunun benzeri suratlar delirtiyor beni.
***
Depremin üzerinden yaklaşık üç ay geçmesine, kışın gelip dayanmasına
karşın depremzedeleri yazlık çadırlarda, çamurların içinde,
Afrika’nın ilkel kabilesinin bile yaşamadığı ortamda bırakan, kendi
başlattıkları kardeş alile kampanyasına bile destek vermeyen hükümet
üyeleri ve milyonların gözlerinin içine baka baka milleti için
çalışacağına dair yemin eden parlamenterler delirtiyor beni.
***
Demokrasiyi pek önemsemeyen, daha doğrusu demokrasi düşmanı olduğunu
her fırsatta belirtmekten kaçınmayan kişilerin- kendilerine
gerektiği zaman ve gerektiği kadarı için- demokrasi havarisi
kesilmeleri delirtiyor beni. Gece yarısı evi basılıp, terörist diye
vurulan zavallı temizlik işçisinin, vatandaştan sayılıp sahip
çıkılmayışına karşın, türbanla meclise girmeye, laiklik cephesinde
gedik açmaya çalışan ve üstelik Türk vatandaşı bile olmayan Merve
Kavakçı’nın evine girilmesine esip-yağan yönetimimizin üst
kademeleri delirtiyor beni.
***
Laik-Demokratik, Hukuk devleti niteliklerinden ödün verilmemesi
konusunda halkı aydınlatmaya çalışan, bu nedenle çete tarikatlarla
savaşan aydınlarımızın katledilmesi, katillerinin bulunmayışı,
sorumlu sorumsuzlarımızın “Kanları yerde kalmayacak” diye başlayan
hamasi nutukları delirtiyor beni.
Ah güzel yurdumun güzel
insanları…. Biliyorum bu ve buna benzer olaylar sizleri de
delirtiyor. Bu büyük acılarla gerçekten delirmek hiç de zor değil.
En iyisi bu yazıyı burada kesmek, aksi halde çok yakında bu güzel
yurdumuz açık akıl hastanesine dönecek.
DOBRA Gazetesi
Kasım 1999
-Makalenin sonu -
|