Demokrasiye tarafım   

 

 

     Son günlerde demokratik olduklarını söyleyen bazı basın çalışanları, yaşanan türban krizi ve Malatya olaylarında uzlaşmacı olunması gerektiğini, toplumun kavga istemediğini söylüyorlar.

Bilindiği gibi uzlaşma; herhangi bir nedenle karşı karşıya gelmiş tarafların bir noktada buluşmasıdır. Merve Kavakçı ve Fazilet Partililer baş örtüsün bahane ederek, 75 yıllık Cumhuriyet geleneklerini ve memur olabilmek ile ilgili yasayı hiçe sayıp, istemlerini dayatmaya çalışacaklar, Malatya’da rektör gene baş örtüsün bahanesiyle tehdit edilecek, uzlaşma adına bu düşünüşün karşısında olanlar susacak. Buna demokrasi ve uzlaşma değil olsa olsa ödün verme denir.

Bazı açık gözlerin tarif ettiği gibi “Demokrasi; çok geniş bir şemsiyedir, herkes kendine burada yer bulmalıdır” demek değildir.  Çünkü demokrasi; kuralsızlık değildir. Aksine demokrasi; var olabilmesi ve süregitmesi için kuralları olan bir rejimdir. Bu kuralları kabul eden ve uyanlar yer alır bu şemsiyenin altında. Bir başka deyişle, demokrasinin sağladığı haklardan yararlanarak demokrasiyi yıkmak isteyenler olabilir, işte orada haklar biter. Çünkü, demokrasiyi kullanarak, demokrasiyi yıkma özgürlüğü hiç kimseye verilemez.  Gerçek demokratlık; demokrasiyi yaşatmak için demokrasinin yanında saf tutmaktır. Aksi halde, geri atılacak her adım, başka düşünüşlere terk edilen alandır.

Bu günlere bir günde gelinmedi. 1947’den beri oy hesapları uğruna verilen tavizlerle gelindi. 1960 yılının hemen öncesinde Adnan Menderes değil miydi “Siz isterseniz Hilafeti bile getirirsiniz! Diye meclis kürsüsünden seslenen? Ve bu gün tüm sağ partiler yarışmıyor mu “Menderes ruhunu biz yaşatıyoruz” diye. Bunca yıldır bu ruha sahip sağ partiler; eğitim birliğini bozarak, din eğilimlerini körükleyerek, samimi ve gerçek din adamlarının duygularını kullanarak toplumu bu güne getirmedi mi? Durmadan “Halkın %99 u Müslüman” diye başladıkları konuşmalarıyla aldatmacanın her türlüsünü yapmadılar mı?

Bir sabah gözlerimi açtığımda zıt düşünüşte olanlarla burun buruna buldum kendimi. Demokrasi ve uzlaşma adına geri çekile çekile sırtımı duvara dayanmış ve kişisel özgürlük alanımda, zıt düşünce ve zıt yaşam tarzını benimseyip, dayatmak isteyenler var. Görüyorum ki gün taraf olma günü ve ben “Demokrasi amacımız değil, aracımızdır” deyen düşünüşe yarınlarımı emanet edemeyeceğim için demokrasinin tarafıyım. Benim gibi düşünenlerin huzurlu ve paylaşımcı yaşam anahtarı olan demokrasinin, başkalarının elinde kendi amaçlarına varmak için kullandıkları bir maymuncuk olmaması için tarafım.

Kızılderililerin çok bilinen bir sözü vardır. “Biz doğayı babalarımızdan miras almadık, çocuklarımızdan emanet aldık” derler.  Ben bu sözü biraz değiştirerek “Biz ;laik, demokratik, hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyetini çocuklarımıza devretmek için babalarımızdan emanet aldık” diyorum. Bu emaneti en iyi şekilde koruyup, geliştirerek çocuklarıma devredebilmek için tarafım.

 DOBRA gazetesi

Şubat 2000

 

 -Makalenin  sonu -