Türkiye'de Kadın olmak   

 

 

     Bilindiği gibi M.K.Atatürk’ün istemi ile, Cumhuriyetin kurulmasından sonra çağdaş uygarlık düzeyine çıkabilmek için 1928-1934 yılları arasındaki altı yılda; Medeni Yasanın kabul edilişi, Harf Devrimi, Kıyafet Devrimi gibi köklü devrimler gerçekleştirildi. Kadınlarımız  -bazı milletvekillerinin büyük- itirazlarına karşın, ilk kez 1928 yılında yapılan nüfus sayımında birey oydukları kabul edilerek sayıldı ve 1930 yılında yapılan yerel yönetim seçimlerinde belediye meclis üyelikleri için, 1934 yılında yapılan genel seçimlerde de milletvekili seçme ve seçilme hakkına kavuştular.

Bu denli köklü değişimlerden sonra; Kadının Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün 1995 nüfus sayımından sonra yayımladığı “Türkiye’de istatistiklerle Kadın” kitapçığındaki verilere göre; ülkemizde 33 milyon kadın var. Kadınlarımızın %27 si okur- yazar bile değilken %20 si sadece okur-yazar, %39 u ilkokul, %7 si orta okul ve dengi, %5 i lise ve dengi, %2 si yüksekokul ve fakülte mezunu.

76 yılını bitiren cumhuriyetimizde çağın getirdiği değişimin yanı sıra pek çok gelişmeler de yaşandı. Gerilemenin ilki ve en önemlisi, son yirmi yılda eğitimli kadın sayısındaki azalmadır.Eğitimli kadının azalması, kadının ekonomik alanda gerilemesini ve dolayısıyla kadın politikacı sayısındaki azlığı getiriyor. Bu azlığın görünen nedenlerinin yanı sıra pek çok görünmeyen neden de var, Günümüz çağdaş ülkeleri, “Kadın politikacı sayısı arttırılmalı” deyip, kendi toplumlarının şartlarına göre çözümler üretmeye başladı. Kimi ülkeler bu soruna kontenjanlarla çözüm ararken kimi ülkeler de demokratik katılım yolu açmak için kota sistemlerini uygulamaya koydular. Ülkemizde de bu tür pozitif ayrımcılığa gereksinim vardır.

Türk Medeni Yasası 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilmişti. Yani, bu yıl 17 şubatta Medeni Yasa’nın kabulünün 74. yılını kutladık. Yaşanan bu 74 yılda, bilimden uzaklaşıp, dine dayandırılan yasa ve adetlerin ülkemizi nereden nereye getirdiği çok açık bir şekilde görülmektedir. Bu nedenle halkımızın gereksinimleri ve toplumsal gelişmemizin önündeki engeller saptanarak hazırlanan son tasarının, önceki dört tasarının akıbetine uğramamasını, bir an önce yasalaşmasını istiyoruz.

Biz kadınlar, istemlerimizin insan hakları çerçevesinde en doğal haklarımız olduğunu biliyoruz ama yasa yapıcıları, en doğal hakkımız olan istemlerimizi görmemek için, halk deyişiyle, “yorgunu yokuşa sürdüklerini” biliyoruz. Bu düşünüşün en çarpıcı dışa vurumu, bu gün hükümet ortağı olan bir partinin genel başkanının “Bu yasa değişikliği, genç ve güzel kızlarla genç- yakışıklı erkeklere servet avcılığı yolunu açar” sözleriydi. Aslında bu yasa tasarısı yıllardır genç- güzel kızları, paraları sayesinde “eş” adı altında satın alabilen erkeklerin alanlarını daraltacağı için itirazlar yükseliyor. İtiraz etmekte de haklılar çünkü hepimizin çok iyi bildiği gibi bu günkü meclisimizde çok eşli pek çok vekilimiz var.

Avrupa Birliği kapısına dayandığımız, büyük umutlarla içeri girmek için beklediğimiz bu süreci en sancılı biz kadınlar yaşıyoruz. Enflasyonu indirmek adına ücretler arttırılmazken, tarım ve hayvancılıktan kaldırılan destekler üretimin azalmasına, dolayısıyla üretilenlerin pahalılaşmasına neden oldu. Hükümet kadınlara “Enflasyonu siz denetleyin” derken, petrol ürünlerinin ve buna bağlı olarak tüpgazdan ulaşıma tüm ücret artışlarını otomatiğe bağladı.

Eğitimden sağlığa , istihdamdan politikaya kadar pek çok alanda iyileşmenin Avrupa Birliğine girmekle daha kolay çözülebileceği gibi bir izlenim körüklenirken, bu iyileşmeler yapılmadan AB’ye girilemeyeceği gerçeği adeta saklanıyor. Umutsuz olmak, felaket tellallığı yapmak istemiyoruz, ne var ki 57 yıldır yaşadıklarımız, yaşayacağımız günlerin referansı ise hayal kurmanın, Polyanna’cılık oynamanın da bir yararının olmayacağını bilmeliyiz.

Yeni cumhurbaşkanımızın seçildiği bu dönemde, TBMM’deki son gelişmeler ve kamuoyunun tepkileri yeni Cumhurbaşkanında istenen nitelikleri gösterdi. Halkımız öncelikle değişim istiyor ama aynı zamanda uzlaştırıcı bir kişilik arıyor. Herkesin gönlünde, içte ve dışta barış ve dostluk ruhunu canlandıracak, belli çıkar guruplarını değil tüm halkımızı ailesi sayacak, günlük yaşamın zorluklarından haberdar, öte yandan Türkiye’yi doğuda ve batıda layıkıyla temsil edecek bir aday yatıyordu. Bu süreçte nedense hiçbir parti başkanının aklına bir kadın adı gelmedi. Her zamanki egemen yapı seçimini yaptı, hem de meclis dışından. Sayın Sezer’in kimliğine ve kişiliğine hiçbir sözümüz yok ama aynı niteliklere sahip hiç mi kadın yoktu bu ülkede? Bu nitelikte kadın yok deniyorsa, bu bir ayıptır ve bu ayıp yetmiş altı yıldır bu ülkeyi yönettiklerini söyleyenlerin ayıbıdır.

Tüm bu yanlış ve ayıpları düzeltmek talebiyle politika yapmak isteyen kadınları çoğaltmak gibi kutsal bir amaçla bir avuç kadın, çok engelli yolda bin bir zorlukla çalışıyoruz. Biliyoruz ki  biz kadınlar her zor işin altından nasıl kalkıyorsak bu zorlukları da aşacağız ve bu düzenden şikayetleri olanları güç birliğine çağırıyoruz.

 

DOBRA Gazetesi

Haziran 2000

 

 -Makalenin  sonu -