NERGİS HANIMIN ELLERİ    

 

 

     Banyodan sonra tırnaklarımı özenle törpüledim. Tırnaklarımın modeli ne de güzel, kısayken bile uzunmuş gibi duruyor. Bu model tırnaklara karanfil cinsi deniyormuş. Benim güzel ellerim, konuşurken onları öyle güzel kullanıyorum ki Kuğu Gölü’nün zarif, güzel balerinlerine benziyorlar.

Törpülemem bittikten sonra bakır kızılı ile soğan kabuğu rengi arası bir renkle güzelce ojeledim tırnaklarımı. Sonra şööyle karşıya uzatıp seyrettim o güzel ellerimi. Kırk bir kere maşallah, gerçekten de çok güzel ellerim var.

Bir de boynumu beğeniyorum. Nasıl beğenmem? Tam anatomik ölçülerdeki zarif ve güzel boynuma yıllar geçerken hiç dokunmamış ya da böyle güzel boyuna dokunmaya kıyamamış.

Bazıları doğal yapılarıyla yaşıtlarından daha genç görünürler. Ama bilimin bu denli geliştiği günümüzde bile ellere ve boyuna estetik operasyon yapılamıyor, gerçek yaşı anlamak için boyun ve ellere bakmak gerekiyormuş. Bu nedenle, yıllara meydan okuduğunu söyleyen –ama her sıkıştıkça estetikçilere koşan- o güzel insanlar (!) ne yapıp edip boyun ve ellerini gözden uzak tutmaya çalışıyorlar. Bunu duyduğumda hem şaşırdım hem de pek sevindim. Şaşırdım; tıbbın hala ulaşamadığı ne basit sorunlar var. Sevindim; estetik tıbbın çözüm bulamadığı organlar benim en güzel yerlerim.

Elliye dayandığım bu günlerde – yaşımı hiç kimseye söylemem- yüzüm bana ufak ufak ihanet etmeye başlayınca ben de iyi bir estetikçide aldım soluğu. İsyana kalkışan minicik pili ve büzgücükleri toplatıp boynuma ve ellerime uydurdum yüzümü. Boynum ve ellerim o kadar güzel ki, hiç kimse yüzümün estetikli olduğunu düşünemez.

Her evden çıkışımda, makyajıma ve giyimime ayırdığım süreye yakın süre ayırıyorum ellerime ve boynuma. Güzel kokulu, iyi kalite losyon ve kremlerle dakikalarca masaj yapıyorum. Giysimin renginde oje sürüyor, gene giysimin rengine ve sitiline uyan yüzükler, bilezik, saat ve kolyeler takıyorum. En son bileklerimin iç yüzlerine, boynuma en güzel, en pahalı parfümler sürüyorum. Evet, ellerim, boynum ve ben dışarı çıkmaya hazırız.

Gittiğim yerde hanımlar, hele hele bakımlı  olduklarını düşünen süslü hanımlar varsa, ne yapıp edip sözü kadınların bakımına, yaşına, görünümlerine ve estetik operasyonlara getirip bir uzman edasıyla,

“Her organa estetik yapılıyormuş da sadece boyun ve ellere yapılamıyormuş. Gerçek yaş buralardan belli oluyormuş” deyip, gözlerime ellerine ve boyunlarına dikiyorum. Bu arada sarı uzun saçlarımı bir baş hareketiyle arkaya atıp, küpelerimin ışıltısının yansıdığı boynumu ve o güzeller güzeli ellerimi şöyle bir sallayıp görüş mesafeleri içinde dans ettiriyorum nazlı nazlı. Tabii bu arada, kasıla kasıla vücudumun hiç bir yerine estetik operasyon yaptırmadığımı (!) söylemeyi de unutmuyorum.

Bir gün bir arkadaşım, semtimizde yeni açılan kadınlar kahvesine gideceğini söyleyip beni de çağırdı. O güne dek hiç kadınlar kahvesine gitmemiştim, biraz da merakımı gidermek için, her zamanki gibi giyinip-süslenip arkadaşıma katıldım.

Kahveye vardığımızda, çay içip konuşup – gülüşen beş kişilik bir guruba doğru yaklaştık. Selamlaşma ve tanışmadan sonra oturduk yanlarına. Beşi de birbirinden bakımlı, gerçekten hoş hanımlar. Ama benim uzman gözlerimden kaçmayan bir şey var. Hanımlardan ikisi estetikli.

Her zamanki senaryonu sahnelemeye başladım. Oyun geldi geldi,

“Her organa estetik yapılıyormuş da sadece boyun ve ellere yapılamıyormuş, gerçek yaş buralardan belli oluyormuş” sözüne dayandı. Ben gene o baş ve el devinimlerimle pekiştirerek son sözlerimi söyleyip, arkama yaslandım. O ana kadar çok fazla konuşmayan, gerçekten genç ve güzel olan hanım bana bakarak,

“Nergis Hanım, ben kaç yaşındayım sizce?” diye sordu.  Hata yapmamak için ellerine ve boynuna sezdirmeden göz atıp “otuz-otuz iki” dedim.

Genç hanım çok şuh ve çok mutlu bir kahkaha atıp, “Bilemediniz” dedi.

“Ben kırk dört yaşındayım. Saffetçiğim neden bilmiyorum, estetik tıpla çok ilgilenip, tüm yenilikleri izliyor. (Rastlantıya bakın benim kocamın adı da Saffet ve benim sayemde estetik hakkında epey bilgi edindi) Beş ay kadar önce bana bir sürpriz yapıp Amerika’ya gezmeye götürdü. (Hayret, o tarihlerde Saffet de Amerika’daydı.) Bu kadarla kalsa iyi. Saffetçiğimin sürprizleri henüz bitmemiş. Beni bir sağlık merkezine götürüp, nerelerimi beğenmiyorsam düzelttirebileceğimi söyledi.

Doktorum mucizeler yaratan biriydi. Son buluşu olan boyun ve el estetik operasyonlarını yaptı bana. Saffetçiğim, iyileştikten sonra biraz da gezebileyim diye iki hafta daha kalmamı istedi Amerika’da. Dönüşümde karşılamaya gelen Saffetçiğim bile tanıyamadı beni.

“Bu gelişmeleri Nergis duyarsa, mutlaka Amerika’ya gitmek ister. Bu ara onun için para harcayamam, dilerim hemen duymaz.” Dedi ve “Aaaa sizin adınız, Saffetçiğimin karısının adıyla aynı” dediğini duydum en son bayılmışım.

Ayıldığımda belki on belki on beş çift göz bana bakıyordu. Bir taraftan da arkadaşımla o genç görünümlü şıllık, kolonyayla bileklerime, şakaklarıma masaj yapıyordu. Fırlayıp kalkayım mı, yatıp öleyim mi bilemeden, donuk gözlerle buğulu cam ardından bakar gibi seyrettim olanları. Eklem yerleri kopuk kukla bebekler gibiydi kolum bacağım. Uzatıldığım yerde yatmayı sürdürdüm çaresiz.

Bu arada arkadaşımla o genç görünümlü şıllık bir şeyler anlatıyorlardı. Arkadaşım şaka yapmak, biraz da bana ders vermek için oyun hazırlamış. Benim tanımadığım bir kuzeninden –genç, güzel şıllıktan- yardım istemiş. Çünkü bıkmışlar benim gençlik ve estetik tutkumdan ve benim olduğum ortamlarda başka konular konuşulmamasından. Bu sevimli genç ve güzel kadın Saffetçiğimi tanımıyordu bile. Canım kocamın ismini, yurt dışına gittiği tarih ve süreyi arkadaşım söylemişti ona.

 

 -Öykünün sonu -