BÜYÜK ÖDÜL      

29 Şubat 2001

 

 

     Kadın on beş-yirmi basamak merdiveni ortalamış, inmektedir. Son dört basamak kalmıştır. Siyah camlı, içi görünmeyen siyah  bir araba yanaşır son basamağa. Kadın irkilir, durur. Birkaç saniye bekler. Sonra hızla dönüp  koşar. Bir kapıdan girer. Oda karanlıktır. Gözleri karanlığa alışınca sol tarafında bir küçük komedin görür. Ayağının biriyle kapıyı bastırırken komedini çekip kapıya dayar. Birkaç eşya daha yığar üstüne. Sonra pencereye koşar. Dışarı çıkmak ister. Ama üçüncü ya da dördüncü kattadır ve merdiven yoktur görünürde.

Pencerenin pervazına çıkar. Bir an pervaza elleriyle tutunup kendini bıraktığını görür. İçinden bir korku ürpertisi geçer. Göndere çekilmiş bayrağın dalgalanışı gibi bedeninin ve ayaklarının uçuştuğunu görür. Elleri pervazdan kurtulur gibi olur. Tam uçup gidecekken bir hamle daha yapıp tekrar tutunur. Pencereden pencereye geçerek binanın öbür yanına döner. Kadın tam dönüşünü tamamlamıştır ki, onun çıktığı pencereden birileri bakar ama kadını göremezler.

Sonra kadın yavaşça kendini bırakır. Bir kedi sessizliği ve çevikliği vardır hareketlerinde. Ara sokaklara girer. Engebeli bahçe aralarında gider bir süre. Bir eve girer. Buraya ev de denemez aslında. Duvarlar ve çatıdan başka bir şeyi yoktur. Kadın korku ve korunma güdüsüyle çevresine bakar. Ya onu takip ediyorlarsa, gelip bulurlarsa? Ya soğuk olur da donarsa? gibi sorular dolaşmaktadır beyninde. “Kapısı, penceresi olsaydı bari” diye düşünür aynı anda kapı ve pencerelerin takıldığını görür. Sanki bir el boşluklara kapı, pencere resmi çizmektedir. Yere bakar kadın ve “Yer de toprakmış, döşeme olsaymış” derken yerin düzeldiğini görür. Bir mucize yaşamaktadır kadın. Her ne düşünüyorsa olmaktadır bir bir. Bir an ayrımına varır kadın. Uyumaktadır ve tüm bunları düşünde görmektedir. “Sabah kalktığımda sayısal loto oynayayım” diye düşünür. Fazla düşünüp düşünü bozmak da istemez. “Mucizeler oluyorken biraz fazla istemenin ne zararı olur ki” der bir taraftan.

Uykuyla uyanıklık arası eşiyle konuşuyormuş gibi hisseder. Ona, sayısal loto oynamaları gerektiğini söyler. Belki bir iki şey daha konuşurlar. Uyur yeniden kadın.

Düşü kaldığı yerden sürer. Geniş bahçede renk renk çiçekler vardır. Kuşlar, kelebekler uçarlarken saçlarına değerek, sanki küçük öpücükler kondurmaktadır.

On yaşlarında bir kızla altı yaşlarında bir oğlan çocuğu oynamaktalar çeşmenin yalağında. Yalak havuz gibi geniş ve içinde kırmızılı pek çok balık var. Çocuklar onları tutmaya çalışıyor ama beceremiyorlar. Oğlan ağlamaya başlıyor. Kız onu susturmaya çabalıyor, başaramıyor. O da ağlamaya başlıyor. İkisi birbirlerine sarılarak yüksek sesle ağlamalarını sürdürüyorlar. Kadın onları susturmak için yanlarına gidiyor. Onun çocukları. Ama onun çocukları artık koca birer kadın ve erkek oldulardı. Neden şimdi yeni küçükler? Bir anlam veremiyor. Çocukların ağlayışı duruyor, onun da kalp acısı.

Kafasını kaldırıp karşıya doğru bakıyor.Eşini görüyor. Bir farkla. Yaklaşık kırk yaş genç bu günden. Eşinin kolunda genç, güzel bir kadın var. Işıltılı kumral saçlarını salıvermiş sırtından aşağı. İri dalga ipek yığınının arasında eşinin parmaklarını görüyor. Yüreği acıyor yine. Mengeneye sokmuşlar gibi, ya da bir ucundan çengele geçirmişler de öte ucundan çekiyorlar, yırtıyorlar gibi yüreğini. Dayanılır gibi değildi bu acı. Nasıl yapardı bunu ona, bunca yıl sonra. Genç, güzel kadın başını kaldırıp ona bakıyor, tam kükreyip saldıracakken, içi titriyor. Eli kolu tutmaz oluyor. Bağırmak istiyor, sesi çıkmıyor. Boğazı acıyor. Yavaş yavaş yere yığılırken kadının yüzünü görüyor. Ama bu kadın kendisi. Gençliği. Kendine bakan endişe ve korku dolu gözlerini görüyor. Bir an anlıyor. Eşinin kolunda gördüğü genç, güzel kadın kendisi. İçi gevşiyor. Dudaklarına bir tebessüm konuyor. Eşinin sesini duyuyor sanki.

Dudaklarına bir kelebek mi konuyor yoksa o mu bir çiçeği öpüyor anımsamıyor.

......................

Yüreğinde o eski acı yok ama bir şey var. Eliyle ovuşturmak istiyor göğsünü. Eli kalkmıyor. Bir yere bağlı. İnilti dökülüyor dudaklarından. Belli belirsiz sözler yuvarlanıyor ağzının içinde.  Çoğu anlaşılmıyor. Alnında bir ılıklık hissediyor. Zorlayıp gözlerini açıyor. Eşini görüyor sislerin arasından. “Göremiyorum seni” diyor. Eşi uzun zamandır kullandığı gözlüğünü yerleştiriyor burnunun üstüne. Görüşü netleşiyor. Endişe dolu bir çift göz görüyor önce. Eşinin gözleri her zamanki gibi kadife yumuşaklığında bakıyor. Bakışlarındaki o yumuşaklık içini huzurla dolduruyor. Büyükçe bir nefes alıyor. Göğsü sızlıyor yine.

İçerde bir hareketlilik var. Yatak odalarında dolaşanlar kim? Ne işleri var bu odada? Odanın şekli, rengi değişmiş. Ne zaman, neden? Yatağımızı ne zaman değiştirdik biz? Diye düşünüyor bir yandan.

Kolunda ince bir sızı duyuyor, birkaç nefes alımı sonrası göğsündeki acı azalmaya başlıyor. Soluk alıp verişlerine yapışmış inilti yavaşlayıp, kesiliyor. Biraz önce çektiği acıdan dudaklarının kenarlarında oluşan çizgiler gevşeyip yok oluyor. Nefes alışı daha bir düzene giriyor.

Doktor yatağın başında bekleyen yaşlı adama;

“Uyudu. Bir daha ki uyanışı daha iyi olacak ve o kez uyutmayacağız. Korkmayın, tehlikeyi atlattı” diyor.

........................

Yaşlı adam odadan çıkıyor. Koridorda kızı ve oğlu, eşleriyle birlikte iyi bir haber almak için bekleşiyorlar. Odadan çıktığını gören çocukları koşup, yaşlı adamın etrafını çeviriyorlar.

Beş gündür buradaydılar. Yorgun ama mutlu bir sesle iyi haberi veriyor çocuklarına. Sonra beş gündür dilinden düşürmediği sözleri yinelemeye başlıyor.

“İyi ki sayısal loto rakamları diye söylediklerini yazmak için kalem almaya kalkmışım. Kalemi bulup geldiğimde acı içinde kıvranırken buldum seni. Şükür ki evimiz hastaneye yakındı, kaptım getirdim seni. Yaşamımın en büyük ikramiyesi, canım karıcığım.”

 

 -Öykünün sonu -