|
Kadın on beş-yirmi
basamak merdiveni ortalamış, inmektedir. Son dört basamak kalmıştır.
Siyah camlı, içi görünmeyen siyah bir araba yanaşır son basamağa.
Kadın irkilir, durur. Birkaç saniye bekler. Sonra hızla dönüp
koşar. Bir kapıdan girer. Oda karanlıktır. Gözleri karanlığa
alışınca sol tarafında bir küçük komedin görür. Ayağının biriyle
kapıyı bastırırken komedini çekip kapıya dayar. Birkaç eşya daha
yığar üstüne. Sonra pencereye koşar. Dışarı çıkmak ister. Ama üçüncü
ya da dördüncü kattadır ve merdiven yoktur görünürde.
Pencerenin pervazına çıkar.
Bir an pervaza elleriyle tutunup kendini bıraktığını görür. İçinden
bir korku ürpertisi geçer. Göndere çekilmiş bayrağın dalgalanışı
gibi bedeninin ve ayaklarının uçuştuğunu görür. Elleri pervazdan
kurtulur gibi olur. Tam uçup gidecekken bir hamle daha yapıp tekrar
tutunur. Pencereden pencereye geçerek binanın öbür yanına döner.
Kadın tam dönüşünü tamamlamıştır ki, onun çıktığı pencereden
birileri bakar ama kadını göremezler.
Sonra kadın yavaşça kendini
bırakır. Bir kedi sessizliği ve çevikliği vardır hareketlerinde. Ara
sokaklara girer. Engebeli bahçe aralarında gider bir süre. Bir eve
girer. Buraya ev de denemez aslında. Duvarlar ve çatıdan başka bir
şeyi yoktur. Kadın korku ve korunma güdüsüyle çevresine bakar. Ya
onu takip ediyorlarsa, gelip bulurlarsa? Ya soğuk olur da donarsa?
gibi sorular dolaşmaktadır beyninde. “Kapısı, penceresi olsaydı
bari” diye düşünür aynı anda kapı ve pencerelerin takıldığını görür.
Sanki bir el boşluklara kapı, pencere resmi çizmektedir. Yere bakar
kadın ve “Yer de toprakmış, döşeme olsaymış” derken yerin
düzeldiğini görür. Bir mucize yaşamaktadır kadın. Her ne düşünüyorsa
olmaktadır bir bir. Bir an ayrımına varır kadın. Uyumaktadır ve tüm
bunları düşünde görmektedir. “Sabah kalktığımda sayısal loto
oynayayım” diye düşünür. Fazla düşünüp düşünü bozmak da istemez.
“Mucizeler oluyorken biraz fazla istemenin ne zararı olur ki” der
bir taraftan.
Uykuyla uyanıklık arası
eşiyle konuşuyormuş gibi hisseder. Ona, sayısal loto oynamaları
gerektiğini söyler. Belki bir iki şey daha konuşurlar. Uyur yeniden
kadın.
Düşü kaldığı yerden sürer.
Geniş bahçede renk renk çiçekler vardır. Kuşlar, kelebekler
uçarlarken saçlarına değerek, sanki küçük öpücükler kondurmaktadır.
On yaşlarında bir kızla
altı yaşlarında bir oğlan çocuğu oynamaktalar çeşmenin yalağında.
Yalak havuz gibi geniş ve içinde kırmızılı pek çok balık var.
Çocuklar onları tutmaya çalışıyor ama beceremiyorlar. Oğlan ağlamaya
başlıyor. Kız onu susturmaya çabalıyor, başaramıyor. O da ağlamaya
başlıyor. İkisi birbirlerine sarılarak yüksek sesle ağlamalarını
sürdürüyorlar. Kadın onları susturmak için yanlarına gidiyor. Onun
çocukları. Ama onun çocukları artık koca birer kadın ve erkek
oldulardı. Neden şimdi yeni küçükler? Bir anlam veremiyor.
Çocukların ağlayışı duruyor, onun da kalp acısı.
Kafasını kaldırıp karşıya
doğru bakıyor.Eşini görüyor. Bir farkla. Yaklaşık kırk yaş genç bu
günden. Eşinin kolunda genç, güzel bir kadın var. Işıltılı kumral
saçlarını salıvermiş sırtından aşağı. İri dalga ipek yığınının
arasında eşinin parmaklarını görüyor. Yüreği acıyor yine. Mengeneye
sokmuşlar gibi, ya da bir ucundan çengele geçirmişler de öte ucundan
çekiyorlar, yırtıyorlar gibi yüreğini. Dayanılır gibi değildi bu
acı. Nasıl yapardı bunu ona, bunca yıl sonra. Genç, güzel kadın
başını kaldırıp ona bakıyor, tam kükreyip saldıracakken, içi
titriyor. Eli kolu tutmaz oluyor. Bağırmak istiyor, sesi çıkmıyor.
Boğazı acıyor. Yavaş yavaş yere yığılırken kadının yüzünü görüyor.
Ama bu kadın kendisi. Gençliği. Kendine bakan endişe ve korku dolu
gözlerini görüyor. Bir an anlıyor. Eşinin kolunda gördüğü genç,
güzel kadın kendisi. İçi gevşiyor. Dudaklarına bir tebessüm konuyor.
Eşinin sesini duyuyor sanki.
Dudaklarına bir kelebek mi
konuyor yoksa o mu bir çiçeği öpüyor anımsamıyor.
......................
Yüreğinde o eski acı yok
ama bir şey var. Eliyle ovuşturmak istiyor göğsünü. Eli kalkmıyor.
Bir yere bağlı. İnilti dökülüyor dudaklarından. Belli belirsiz
sözler yuvarlanıyor ağzının içinde. Çoğu anlaşılmıyor. Alnında bir
ılıklık hissediyor. Zorlayıp gözlerini açıyor. Eşini görüyor
sislerin arasından. “Göremiyorum seni” diyor. Eşi uzun zamandır
kullandığı gözlüğünü yerleştiriyor burnunun üstüne. Görüşü
netleşiyor. Endişe dolu bir çift göz görüyor önce. Eşinin gözleri
her zamanki gibi kadife yumuşaklığında bakıyor. Bakışlarındaki o
yumuşaklık içini huzurla dolduruyor. Büyükçe bir nefes alıyor. Göğsü
sızlıyor yine.
İçerde bir hareketlilik
var. Yatak odalarında dolaşanlar kim? Ne işleri var bu odada? Odanın
şekli, rengi değişmiş. Ne zaman, neden? Yatağımızı ne zaman
değiştirdik biz? Diye düşünüyor bir yandan.
Kolunda ince bir sızı
duyuyor, birkaç nefes alımı sonrası göğsündeki acı azalmaya
başlıyor. Soluk alıp verişlerine yapışmış inilti yavaşlayıp,
kesiliyor. Biraz önce çektiği acıdan dudaklarının kenarlarında
oluşan çizgiler gevşeyip yok oluyor. Nefes alışı daha bir düzene
giriyor.
Doktor yatağın başında
bekleyen yaşlı adama;
“Uyudu. Bir daha ki uyanışı
daha iyi olacak ve o kez uyutmayacağız. Korkmayın, tehlikeyi
atlattı” diyor.
........................
Yaşlı adam odadan çıkıyor.
Koridorda kızı ve oğlu, eşleriyle birlikte iyi bir haber almak için
bekleşiyorlar. Odadan çıktığını gören çocukları koşup, yaşlı adamın
etrafını çeviriyorlar.
Beş gündür buradaydılar.
Yorgun ama mutlu bir sesle iyi haberi veriyor çocuklarına. Sonra beş
gündür dilinden düşürmediği sözleri yinelemeye başlıyor.
“İyi ki sayısal loto
rakamları diye söylediklerini yazmak için kalem almaya kalkmışım.
Kalemi bulup geldiğimde acı içinde kıvranırken buldum seni. Şükür ki
evimiz hastaneye yakındı, kaptım getirdim seni. Yaşamımın en büyük
ikramiyesi, canım karıcığım.”
-Öykünün sonu -
|