|
Başak burcundanım.
Burcumu biliyordum ama bu burcun özellikleri neymiş pek ilgimi
çekmiyordu. Taa..ki büyük kızım on yedi yaşının uçukluklarını
yaşadığı günlerin birinde, bir burçlar kitabı getirene dek.
O tarihte küçük kızım on
iki yaşındaydı. Birinin genç kız, diğerinin daha çocuk sayıldığı o
dönemlerde asla geçinemez, kavga ederlerdi. O gün bir şeyler
oluyordu değişik.Ben ütü yapıyordum. İçerden fısıltılar, gülüşmeler
geliyordu. Biraz sonra iki kardeş karşıma gelip, iç içe oturdular.
Dedim ya bir şeyler oluyor ve hissettiğim kadarıyla ben olanları
öğrenmek üzereyim. Büyük kızım;
“Anne. Senin burcunun
özelliklerini okuyalım” dedi.
Burçlar için söylenenlere
ve yazılanlara pek inanmadığım için bu konu ilgi alanım dışında
kalmıştı ama onları birlikte bir işi yapıyor görmenin mutluluğuyla
ve o görüntüyü bozmamak için “Tamam” dedim.
Burcuma göre ben,
başkalarını eleştirir ama eleştiriye hiç dayanamazmışım.
Eleştirilere dayanamamak sadece Başak burcuna has bir özellikmiş ve
kesin bir yargıymış gibi önüme sürüldüğünde de çok canım sıkıldı.
Eleştiriye nasıl
dayanamazmışım? Ben ne zaman eleştiri dinlememişim. Dinlerim,
dinlerim ama her şey de eleştirilmez. Hem bende eleştirecek ne
bulabilirler? Ben hemen hemen her şeyi bilirim ve hemen her zaman
haklıyımdır.
Burcuma göre ben güzel
sanatları, edebiyatı seven, çok temiz, titiz, düzenli, kuralcı,
kendini beğenen, mükemmelliyetçi ve bu yüzden vırvırcı biriymişim.
Her özellik sayımından sonra iki kardeş işaret parmaklarını bana
doğru sallayıp;
“Anne, aynı sen” dediler,
söylediklerinden emin olmanın verdiği mutluluk içinde.
Ama ben hiç de söyledikleri
gibi değilim. Oturduğum odanın derli toplu olmasını
istemek kötü bir şey mi?
Mutfaktan her hangi bir malzeme banyoya giderse, tabii çığlık
çığlığa bağırırım.
Çamaşır yıkamanın
bir kuralı vardır. Havlular havlularla, yastık kılıfları yastık
kılıflarıyla, iç çamaşırları da kendi cinsleriyle yıkanmalı. Ne
demekmiş beyaz çarşafla, açık pembe çarşafın birlikte yıkanması?
Hele çamaşırların asılmasının kuralları herkesçe bilinmeli bence.
Şöyle ki bir sıra –bu arkadan ikinci sıra olmalı- büyük boy, kollu
fanilalardan başlayıp, küçük boylara doğru gitmeli, sonra kolsuz
fanilalar asılmalı, sıra doldukça bir ön sıraya geçmeli. Arkadan
ayırdığımız, dışardan görünmeyen ilk sıraya külotlar boy sırasına
göre asılmalı. Çoraplar çiftleri bir araya getirilerek konçlarından
gene boy sırasıyla asılmalı.
Renk dizimi de çok önemli.
Beyazlar birlikte, açık renkliler birlikte, koyu renkliler birlikte
olmalı. Bunlar ne kadar basit ve olmazsa olmaz kurallar ve ben bu
kuralları yapıyorum diye niçin eleştiriliyorum anlamıyorum.
Bir de çok inatçıymışım.
Hiç de değilim. Beni gibi olanlara azimli denir. Küçük bir olayı
anlatayım da siz karar verin.
Beş-altı yıl önce
İngiltere’deyim. Alış veriş için çarşıda dolaşıyorum. “İngiliz bıçak
ve makasları iyi olur”demişti bir arkadaşım. Amacım iyi bir makas
almak. Olana bakın ki makasın İngilizce söylenişini unuttum. Ben o
kelimeyi biliyorum ama münasebetsiz kelime, saklandı beynimin
kıvrımları arasında bir yere, ne oltaya geliyor ne yeme. O ortaya
çıkmamakta dirençli, ben onu yakalamakta. Çantamda sözlük, “Ben
buradayım, bak bana” diyor ama hayır. Bakmayacağım. Mutlaka
anımsamalıyım o sözcüğü.
Bir ara büyük bir mağazaya
girdim. Öylesine büyük ve çeşitli ürünlerle dolu ki, hani derler ya
yok yok. İşte öyle bir yer. Raflar arasında dolaşıyorum. Biliyorum
bir köşede dikiş malzemeleri, makaslar var. O yöne gidip raftan bir
makas seçebilirim ve böylece beynimin ince kıvrımları arasından o
kelimeyi aramaktan kurtulurum. Olur mu hiç? Ben Türk’üm, akıllıyım,
zekiyim. İngiliz’in üç beş harfli kelimesine nasıl yenik düşerim. O
illet kelimeyi anımsamalı ve ben kazanmalıyım. Mağazanın o köşesine
gitmedim, kazara başka yerde o kelimeyle karşılaşırım da yenik
düşerim diye. Apar topar eve döndüm. İki gün boyunca evden dışarı
adımımı atmadı. İkinci günün akşamı sofrayı toplarken, hani çizgi
filmlerde bir şey anımsayan ya da keşfeden kahramanın başının
üzerine ampul resmi çizerler ya öyle bir ampul yandı sanki beynimde.
Arşimet’in “Evreka, Evreka” deyişi gibi “Buldum, Buldum” dedim.
SCİSSORS. Yenilmedim sana scissors. Utku benim.
Bunun nesi inat. Buna olsa
olsa azim denir. Bu azmim sayesinde, şimdi o illet kelimeyi asla
unutmuyorum.
Son zamanlarda yeni bir
sevdaya düştüm. Şiirimsi, öykümsü şeyler yazıp, bunları
arkadaşlarıma okuyorum. Beğendiklerini söylüyorlar. Ben de
beğenilmenin verdiği hazla yazmayı sürdürüyorum. Kızlarımın
deyişine göre burcumun özelliklerinden biri de edebiyat severliğim
ya... Bu nedenle yazıyormuşum ya...Hiç böyle şey olur mu? Bu cümlede
doğruluk payı ararsam, diğer nitelemeleri de kabul etmem gerek.
Aslında karşımdakilerin kabul etmesi gereken şu. Ben kendine has
özellikleri, güzellikleri ve pek çok yeteneği olan sıra dışı
biriyim.
-Öykünün sonu -
|